Türk Asrı

Türk Asrı

16.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu üç kıt’ada, eski medeniyet ülkelerinde, iç denizlerde ve pek çok kavimler üzerinde hüküm sürerken İslam dünyasının geri kalan memleketleri de diğer Türk devletlerinin idaresinde bulunuyordu. Hindistan’da Babürlü ve İran’da Safevî şahlıkları, Türkistan’da ve Altun-ordu’da başka Türk hanlıkları bulunuyordu. Böylece bu asırda Türk milletinin hâkimiyeti ve yayılışı Viyana kapılarından Ganj nehri vadilerine, Altay dağlarından Atlas dağlarına, Itil boylarından Habeşistan’a ve Büyük Sahra’ya kadar eski dünyanın yarısına kadar yayılıyordu. Bu sebepledir, ki bazı Avrupa tarihçileri (meselâ E. Driault) haklı olarak bu devre “Türk asrı” adını vermişler, ki Avrupalıların Muhteşem dedikleri Kanunî Sultan Süleyman bu devrin ve Türk cihân hâkimiyeti dâvâsının tâcını temsil eder. Türkiye’de, Türkistan’da, Hindistan’da ve İslâm dünyasının diğer ülkelerinde yükselen büyük mimarî âbideleri Türk ihtişam, mefkûre ve san’at duygularının terkibini ve en güzel maddî ifâdelerini teşkil eder. İslâm mütefekkirleri de, 13. asırda, dünyanın dörtte birinin Türklere ait bulunduğunu söylerken bu hususu da bu milletin üstünlükleri hakkında başka bir delil olarak gösteriyorlardı.

Prof. Osman Turan –  “Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi” isimli eserinden alınmıştır.